12 Aralık 2009 Cumartesi

KORKU SİLAHA YAKIN TUTAR

gozdebedeloglu@birgun.net / 14:49 11 Aralık 2009

Korku, insanın gözünü, dilini, kulağını kapatır. Gözünün önündekini görünmez, dilinin ucundakini söylenmez, kulağının dibindekini duyulmaz yapar. Korku, insanı hayatın karanlık sularına bırakır. Gerçek karşısında körleştirip dilsizleştirir. Görmeyen duymayan insan, korkuyu ve düşmanı yaratanların çözümsüzlüklerinde boğulurken bulur kendini. Korku insanı silaha yakın, silah insanı barışa uzak tutar.Bu ülkenin kana bulanmış tarihi değişsin, çocuğunu, kardeşini, eşini toprağa verenlerin acılı ağıtları dinsin diye ne kadar çabalarsa da barış yanlıları, savaş çığırtkanlarının en büyük silahı olan korkunun karşısında hep bir adım gerideler. Savaş çığırtkanları bunu iyi bilir. Ne kadar korku o kadar silah, ne kadar yalnızlık o kadar düşmanlık formülü her zaman tutar. Tarihimiz, yıllarca bu formülle yazılmış hazin hikâyelerle doludur. Yenileri, silah ucunda...Serap, Aydın, Fatih, Yakup, Ferit, Onur, Harun, Cengiz, Kemal... Hepsi genç. Hepsi savaşın içine doğmuş milyonlarca çocuktan biri. Senin gibi, benim gibi... Barıştan konuşulurken elinde silah, taş, bomba tutanların katlettikleri onlar. Senin gibi, benim gibi... Onlar, umutlar sönsün, savaş sürsün diye kara kutusundan çıkartılan korkunun çözümsüzlüğün, intikamın son kurbanları. Hepimiz gibi...İstanbul’da belediye otobüsüne atılan molotofkokteyli yüzünden yanarak yaralanan ve sonrasında hayatını kaybeden Serap’ın ailesi artık kimsenin yavrusu ölmesin diyor. Diyarbakır’da polis kurşunuyla hayatını kaybeden Aydın’ın annesi, annelerin göz yaşı dinmiyor, yetmiyor mu yazık değil mi, diye soruyor. Tokat’ta pusuya düşürülen Cengiz askerin amcası, bu anlamsız savaş son bulsun istiyor. Ferit askerin abisi kanın durması için açılımın bir an önce sonuçlanmasını bekliyor. Yakup askerin babası başka çocukların ölmemesi için demokratik açılım sürecinin başarıya ulaşması gerektiğini haykırıyor. Çocuklarını toprağa gömerken, bu yürek yangını artık dinsin istiyorlar.•••Barış, ellerde sımsıkı tutulan taşlarla kurulmuyor. Yüreklere yerleşmiş intikam duygusu, bir kız çocuğunun bedenini yakarak geçmiyor. Bombalarla paramparça edilen bedenlerden yeni bir insan yapılmıyor. Yanındakini iteleyen, kendine daha iyi bir yer bulmuyor. Parti kapatmak sesi kesmiyor, düşünceyi engellemiyor. Kanı durdurmak için elde silah lafa başlanmıyor. Bir elde silah tutarken sarılınmıyor, barışılmıyor. Nerede görülmüş bunun aksi? Silahın olduğu yerde güveni, huzuru, dostluğu kim yakalamış?Barış, silahla kurulmaz. Geçen yirmi beş yılda yaşananlar bunun ispatı için yeterli olmadı mı sizce?Korku, insanın gözünün önündekini görünmez, dilinin ucundakini söylenmez, kulağının dibindekini duyulmaz yapar. Korku insanı silaha yakın tutar. Savaş çığırtkanları bunu iyi bilir. Hazin hikâyeler onların namlularından dökülen kanla yazıldı. Artık yenileri yazılmasın. Geçen yirmi beş yıl, gelecek yirmi beş yılımız olmasın. Barış için yükselen sesler susmasın.

PİR SULTAN ABDAL ÖRGÜTÜNE DÜŞEN TARİHİ SORUMLULUK

ABF ve bağlı örgütlerimize, öncelikle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yönetici ve üyelerine düşen tarihi bir görev bulunmaktadır. Demokratik Alevi Örgütlenmesine, Alevilerin tarihte bedeller ödeyerek kazandığı değerlere, tarihsel mirasa sahip çıkılmalıdır.
Öğretisini ve yolunu egemenlere, egemen olma isteğini düşünenlere karşı mücadele etme üzerine kurmuş, bu anlamda her egemen olanın ve iktidarın aynı zamanda baskıcı ve sömürücü olduğuna inanan, “bozuk düzende sağlam çark olmaz” diyerek bozuk düzenin çarkına su taşımayıp ondan uzak duran Aleviler, siyaset pazarında haraç mezat satılmaktadır.

9 Kasım 2008 tarihinde Ankara’da yapılan “Ayrımcılığa karşı eşit yurttaşlık mitingi”nden sonra yaşanan tartışmalar ve sonrasında ki gelişmelere baktığımızda, her yaştan Alevi kitlenin mitinge katılarak vermiş olduğu desteğin doğru algılanmadığını veya algılanmak istenmediğini gördüm. 24 Kasım 2008 tarihinde “Büyük yanılgılar her zaman tehlikelidir” diyerek sürece ilişkin değerlendirmelerde bulunup örgütlerimizi ve halkımızı uyarma sorumluluğunu hissettim. O uyarımda; Mitingin, Alevilerin kendi davasına sahip olma bilincini geliştirdiğini, özgüvenini tazelediğini, toplumsal muhalefetin en dibe vurduğu bir dönemde tüm demokrasi güçlerine moral verdiğini, bundan hareketle ABF’nin, tüm Alevi kurumlarımıza çağrı yapmasını ve bundan sonraki süreçte neler yapmaları gerektiğini programlamalarını, örgütler arasındaki tüm tartışma ve kırılganlıkların bir tarafa bırakılmasının gerekliliğini vurguladım. Bu saydıklarımın yerine, “zafer sarhoşluğu” içinde demeçler verildi, davranışlar gösterildi. Geçmişte başka kurumlarımız tarafından yapılan ve bizim eleştirdiğimiz yanlışlıklara, aynı yanlış yöntemle cevap verildi. Dost kurumlarla ilişkiler kişiselleştirildi, örgütsel ilişkilerin vazgeçilmezliği yerine kompleksli bir yönetim tarzı sergilendi.

Demokratik örgütlenmelerde, halk adına alınan yönetme ve mücadele etme görevi ve sorumluluğu, yine halkın vermiş olduğu güven ve dayanışma duygusu, yöneticilerin kişisel ve siyasal tercihlerine kurban edilemez.

Alevilerin hak taleplerinin, aynı zamanda siyasal talepler olduğu bir gerçektir. Fakat bu taleplerin yerine getirilmesi için iktidarlaşmamız gerekir tespiti ise bir manüpilasyondur, bir yanıltma girişimidir. Her biri “geçmişi solcu” olan ve sol kültürden beslenen yöneticilerimiz eğer devlet denen örgütlenmenin sınıfsal karakterini biliyorlarsa iktidara gelmiş olsalar bile bu düşlerini gerçekleştiremeyeceklerini biliyorlardır. Eğer bilmiyorlarsa zaten “solcu” ve sosyalist oldukları söylenemez.

Alevilerin ve tüm ezilenlerin taleplerini elde etme yöntemi, meşru mücadele yöntemidir. Tıpkı 9 Kasım 2008 ve 8 Kasım 2009’da alanlarda ve hayatın her alanında mücadelelerini yükselttikleri gibi. Bütün dünyadaki demokrasi ve devrim mücadele tarihlerine bakıldığında haklar, iktidarlar tarafından verilmemiştir. Kazanımlar, iktidarda kimin olduğuna bakılmaksızın verilen mücadeleler ve ödenen bedeller sonucu elde edilmiştir. Bunları burada tartışmak bile anlamsızdır.

Anadolu Alevi öğretisi sadece suni devlete karşı değildir. Her türlü dinsel ve inançsal devlete ve iktidarlara karşıdır. Şah HATAYİ Alevilerin yedi ulu ozanından biri olmasına karşılık, İran’da Şiiliği devlet dini yapıp iktidara gelen Şah İsmail Anadolu Alevilerince sahiplenilmemiştir.

Aleviler ve onların örgütlü gücü olan demokratik Alevi Örgütlenmesi de, kazanımlarını meşru mücadele yöntemiyle, alanlarda siyasal iktidarlara karşı kazanacaktır. Bunun için inanca, bilince ve dirence ihtiyaç vardır. Birde bu ilkeleri özümsemiş yöneticilere ihtiyaç vardır. Unutulmamalı ki halkımız her koşulda inançlı, bilinçli ve dirençli yöneticilerimizin yanında olacaktır.

“ Parti kurmak için imanla” birlikte, paraya da ihtiyaç vardır.

“Nasıl bir Türkiye istiyoruz” sorusundan hareketle örgütümüzde bir tartışma platformu yaratmak, toplumda bir enerji yaratmak doğru bir davranıştır. Fakat bundan hareketle bir siyasal partileşmeye gidilmesi ise “siyasi cambazlıktır”. Özellikle ABF ve bağlı örgütlerimiz, Pir Sultan Abdal Örgütlülüğü genel kurula doğru giderken, örgütlerin genel kurullarının iradesine başvurmadan böyle bir oluşumu oldu bittiye getirmek örgütsel ahlakla da bağdaşmaz. Öğretimizde Cem’i birlemek için Dede rızalık almadan Cem’i yürütmez iken, en azından genel kurul kararı almadan böyle bir tasarrufta bulunmak örgütlerimize zarar vermiştir.

ABF’ye düşen görev:
• ABF’nin kurumsal yapısını büyütmek, bağlı örgütler arasındaki sorunları çözmek,
• Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ile olan ilişkilerini yeniden düzenlemek ve güçlendirmek,
• Alevilerin temel talepleri için mücadele etmek,
• Tüm demokrasi güçleri ile dayanışmayı geliştirmektir.

Kişilerin siyaset yapma hakları ve özgürlükleri sonsuza kadar vardır. Fakat yöneticilerin böyle bir hakları yoktur. Pir Sultan Abdal Örgütlülüğü bugüne kadar bu konuda çok önemli bir tavrı olmuştur. Bütün seçim süreçlerinde aday olmak isteyenlerin örgütsel görevlerinden istifa etmeleri gerekiyordu. Bu tavır muhtarlık seçimi için bile geçerliydi. Yani siyaset yapmaya hiçbir engel yok, yalnızca örgütsel iradeyi oraya yansıtmalarına müsaade edilmezdi. Bu ilkeli tavır demokratik örgütlenmenin ruhuna ve Alevi Öğretisinin geleneğine uygun bir tavırdır. Bu güne kadar sıkça eleştirdiğimiz, Aleviliği siyasete pazarlık konusu ediyorlar diye yerden yere vurduğumuz kimi kişi ve örgütlerle aynı konuma gelinmiyor mu? Ama “biz solcuyuz” bizim hakkımız var mı denilecektir. “Biz Alevilerin sorunlarını çözmek için siyasete gireceğiz, siyaset yapacağız” diyenlere Alevilerin söyleyecek tek bir sözü olabilir. Gölge etmeyin, ihsanınız da sizin olsun.

Tercihlerini siyaset yapmak üzerine kullanmak isteyen tüm yöneticilerimizin derhal görevlerinden istifa etmeleri gerekmektedir.

Türkiye’nin sol, sosyalist bir yapıya ve oluşuma ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın karşılanmasının yöntemi, tarlalardan, fabrikalardan, atölyelerden ve varoşlardan örgütlenerek, kendi sorunlarını bilince çıkaran kitleler ve onların oluşturduğu örgütlenmelerle olur. Yoksa “biz sizin sorunlarınızı biliyoruz, onun için sizi kurtuluşa götürecek bir parti kurmaya çalışıyoruz” demek, üstten indirgemeci, diğer burjuva parti ve anlayışlardan hiçte farklı olmayan bir yaklaşımdır.

NOT: Daha önce Büyük Ortadoğu Projesi ve Aleviler adıyla bir makale yazmıştım. B.O.P. kapsamında Alevilerde yapılması öngörülen değişimler ve bunların öncülerine ilişkin bir değerlendirmede bulunmuştum. Örgüt içi söylenecek sözleri ve eleştirileri, kişilerle ilgili değerlendirmeleri burada tartışmayacağım. Ne yazık ki, gelişen ve büyüyen, aynı zamanda, ezilenlere umut olan, tüm egemenleri korkutan, Alevi örgütlenmesinin mücadelesini kırmak için bundan daha başarılı bir çalışmanın olamayacağını düşünüyorum. Demokratik Alevi Örgütlenmesine vermiş olduğunuz zarardan ve alanlara çıkan halkımızın güvenini kötüye kullanmanızdan kaynaklı olarak, birileri sizinle gurur duyacaktır.

Pir Sultan Abdal’ın bilinci, direnci ve inancıyla. 02.12.2009


İbrahim KARAKAYA
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
7 ve 8 Dönem Genel Sekreteri

21 Kasım 2009 Cumartesi

CHP ÖZÜR DİLEMELİ VE ONUR ÖYMEN DERHAL İSTİFA ETMELİDİR

Basına ve Kamuoyuna “CHP Özür Dilemeli ve Onur Öymen Derhal İstifa Etmelidir!”
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Onur Öymen 10 Kasım tarihinde TBMM’de demokratik açılımın ön görüşmeleri esnasında partisi adına yaptığı konuşmada, hükümetin “analar ağlamasın” söylemini eleştirdi. Bu eleştiride bir çok kanlı bastırma yöntemi ile birlikte Dersim Katliamını da anması ve bunu bir yöntem olarak önermesi her şeyi bir yana bırakırsak, vicdani açıdan dahi sakat bir zihniyetin ifadesidir. Kaldı ki Onur Öymen’in annesi bile oğlunun anaların göz yaşlarını hafife alan ve yeni göz yaşlarına çağrı çıkaran ibretlik açıklamasını bir anne olarak acı içinde izlemiş olmalıdır. Dersim’de bir halk topluca terörist ilan edilmiştir. Yaşanan katliamın en önemli yanı şudur; orada sadece eli silah tutanlar değil, binlerce kadın ve çocuk da katledilmiştir. Dersimli Alevilerin katli öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, dereler kan akar olmuştur. Bu konuda bilgi sahibi olmak için yayınlanmış tanık ifadelerini okumak yeterlidir. Bu ifadeler ki tüm kısıtlamalara rağmen yayınlanmış, sınırlı ifadelerdir. Bu kadarı bile olayın vahşet boyutunu anlatmak için yeterlidir. bu açıklamadan yola çıkarak bu gün de önerilen yöntemin bütün olarak bir halkın terörist ilan edilmesi yönünde olduğunu anlayabiliriz. Günümüzde, devlet yurttaş ilişkilerinin yeniden tanımlandığı, şiddetin sözel boyutuyla dahi sorgulandığı ve hiçbir sorunun şiddetle çözülemeyeceği kanaatinin hakim olduğu bir dönemde Dersim Katliamı’nın örnek yöntem olarak sunulması; en temelde çağ dışı bir zihniyetin tezahürüdür. Alevileri bir yana bırakırsak, tüm toplumsal sorunların çözümünde zihniyet değişikliğinin ne kadar acil ve ertelenemez bir ihtiyaç olduğu bu olayda da kendini ortaya koymuştur. Dersim katliamı Alevilerin yüreğinde kanayan bir yaradır. Aleviler acılarının hafifletilmesi için bir özür beklerken, böylesi bir ifade yaralarına tuz basmıştır. Ayrıca Onur Öymen ve CHP milletvekillerinin o koltuklarda oturmasında Alevilerin katkısı inkar edilemez. Siyaset tekniği açısından bile bakıldığında CHP Genel Başkan Yardımcısının bu ifadeleri kullanması seçmenlerine ihanettir. Bu durum karşısında CHP Alevilerden özür dilemeli ve Onur Öymen derhal istifa etmelidir. Ülkemizde binlerce gencimizin canına, trilyonlarca liraya mal olan bu sorunun çözülmesi için önerilecek yöntem herhalde bir asır öncesinde dahi kabul edilemeyecek yöntemler olmamalıdır. Biz alevilerin; inancımızın gereği olarak şiddetle mesafemiz bellidir ve bu durum herkes tarafından da bilinmektedir. Bize göre yaşam hakkı en kutsal haktır. Onur Öymen’in örnek olarak sunduğu tarihsel olaylar en temelde yaşam hakkını ihlal eden ve toplumsal sorunları şiddetle bastırmaya yönelik örneklerdir. Kaldı ki ülkemiz, şiddetin toplumsal sorunların çözümünde ne kadar başarısız bir yöntem olduğunu en ağır bedelleriyle tecrübe etmiştir. Madem ki Dersim halkına terörist muamelesi reva görülmüştür ve halen de bu savunulmaktadır, o halde artık bütün Aleviler Dersimli’dir. Aleviler Dersim Davasını savunmaya devam edecektir. Bir Dersimli’nin bir tek saç telinin bile Onur Öymen gibileri için feda edilmesine izin verilmeyecektir. Dersim Katliamı’nı en güzel özetleyen cümleler Seyid Rıza’nın kendi ipini boynuna geçirip idam sehpasına tekme atmadan önceki haykırışıdır,“Evladı Kerbelayık. Bihatayık. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.” Ancak sanılmasın ki zalimin zulmünü yüzüne karşı haykırmakla kalınacaktır. Bilinmelidir ki Alevi kamuoyu Onur Öymen ve benzeri zihniyettekilere gereken dersi, gerektiği yerde, layık oldukları araçlar üzerinden vermeyi bilecek kadar da onurlu ve sağduyulu bir kamuoyudur. 13.11.2009Ercan GEÇMEZHacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel BaşkanıTekin ÖZDİLAlevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı
Tarih : 14.11.2009

10 Kasım 2009 Salı

MİLYONLAR KADIKÖYDE BULUŞTU

EŞiT YURTTAŞLIK iÇiN Aleviler bir kez daha taleplerini dikkat almayan AKP Hükümetini yüzbinlerce kişinin katıldığı mitingle uyararak Alevisiz Alevi açılımına tepki gösterdi.Alevi Bektaşi Federasyonu’nun düzenlediği “Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık Hakkı Mitingi”ne yüz binlerce Alevi katılarak hükümetin Alevi politikasını protesto etti. Kadıköy caddelerini dolduran her yaştan Aleviler adına yapılan konuşmalarda, talepleri duymazdan gelen hükümete ve eşitliği bozan Diyanet İşleri Başkanlığı’na tepki vardı. YÜZ BİNLER KADIKÖY’DEHükümet’in Alevi Açılımı yapacağını iddia ederek bir dizi toplantılarla Alevi örgütleri ve akademisyenlerin görüşlerini almasının ardından geçen zaman Alevileri yine sokağa döktü. 9 Kasım 2008’de Ankara’da miting yapan Alevi Bektaşi örgütleri, orada dile getirdikleri eşitlik ve adalet talepleri bir yıl boyunca dikkate alınmayınca bu defa da İstanbul’da bir araya geldi. Türkiye’nin her yerinden İstanbul Kadıköy meydanına akan Aleviler, AKP’ye seslendi. GENÇLERDEN YOĞUN KATILIMÇeşitli illerden gelerek sabahın erken saatlerinde Kadıköy eski salı pazarı bölgesinde toplanan Alevi örgütleri buradan Kadıköy’e kadar yürüyüş yaptılar. Gençlerin yoğunluğunun dikkat çektiği yürüyüşlerde Aleviler ellerinde Pir Sultan Abdal’ın ve Aleviliğin simgesi olan dini liderlerin posterlerini taşıdılar. Atatürk posterlerinin de dikkat çektiği yürüyüşte, özellikle gençlerin başlarına kırmızı şeritler taktıkları gözlendi. Yürüyüş sırasında sık sık “Diyanete değil eğitime bütçe”, “Sivas’ı unutma unutturma”, “Madımak müze olsun” sloganları atıldı. Zaman zaman da Pir Sultan Abdal türküleri söylendi. SİYASİ PARTİLER VE MİLLETVEKİLLERİ DE KATILDIKadıköy Haydarpaşa önü ve Tepe Nautilus önü de diğer toplanma alanları oldu. Burada Alevi örgütlerinin yanı sıra siyasi partiler de kortejlere katıldılar. Alevi Bektaşi Federasyonu’nun mitingine EMEP, DTP, ÖDP, SDP, EHP, ESP, Yeşiller Partisi de katıldı. KESK Genel Başkanı Sami Evren, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, Eğitim Sen Genel Başkanı Zübeyde Kılıç, EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, Türkiye Barış Meclisi Sekreteryası’ndan Hakan Tahmaz, CHP Milletvekilleri Mehmet Sevigen ve Mustafa Özyürek, DTP Milletvekili Şerafettin Halis, Bağımsız Milletvekili Kamer Genç gibi bir çok isim de hazır bulundu. Saat 11.00 sıralarında Alevi örgütleri ve siyasi partilerin başkanları kol kola girerek miting platformunun bulunduğu Kadıköy otobüs duraklarına doğru yürüyüşe geçtiler. “Ayrımcılığa karşı Eşitlik ve Yurttaşlık” mitinginde polisin yoğun önlemi de dikkat çekti. Kadıköy’de yapılan bütün mitinglerde tek bir kontrol noktası oluşturan polis, bu defa iki noktada kontrol noktası oluşturdu. Polisin domuz gribine karşı maske taktığı ve ellerine ameliyat eldivenleri giydiği görüldü.Miting başlamadan önce platformda 2 Temmuz 1993’te Madımak Otel’inin kundaklanması ile yaşamını yitiren aydınların isimleri tek tek anons edildi. İsimlerin söylenmesi sırasında yüz binler “burada” diye haykırırken miting de bir semah gösterisi ile başladı. Konuşmaların ardından Alevi örgütleri temsilcileri beyaz güvercin uçurdular. Miting, Emre Saltık, Şevval Sam ve Ferhat Tunç gibi sanatçıların konserleriyle sona erdi. (İstanbul/EVRENSEL)
CENNETİ İNŞA ETMEK DEVLET GÖREVİ DEĞİLYürüyüşün ardından Alevi Örgütü temsilcileri kürsüye çıkarak konuşmalar yaptılar. Konuşmaların merkezinde ise AKP hükümetinin politikaları vardı. Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı Fevzi Gümüş, yaptığı konuşmada Diyanet İşleri Başkanlığı’nı eleştirdi. Bu çağda Alevilerini yok sayılmasına tepki gösteren Gümüş, buna rağmen Pir Sultanlar gibi direnmeye devam ettiklerini dile getirdi. Gümüş, “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasını talep ediyoruz. Bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı olduğu sürece biz onlara tehdit olmaya devam edeceğiz. Diyanet İşlerine ayrılan devasa bütçe ile cenneti inşa etmek devletin görevi midir? Bu görev sana mı düştü! Sen hastane kapısında ölenlere; yol, elektrik bekleyen köylüye sponsor ol. MGK’nın hazırladığı kırmızı çizgili belgelerde de bizi tehdit olarak görüyorlar. Bu belgeleri tarihin kirli çöplüğüne atacağız” dedi.Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız da mitingde bir konuşma yaptı. Balkız, Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve hükümetin Alevi Çalıştaylarını eleştirdi. Balkız, “ Zorunlu din dersleri kaldırılsın, Diyanet lağvedilsin, Alevi köylerine cami yapılmasın, imam atanmasın, Madımak müze olsun” dedi. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Yöneticisi Servet Demir de “AKP Hükümetinin siyasi temsilcileri Avrupada’ki Alevileri Türkiye’dekilerden koparmaya çalışıyor. Buna karşı, Türkiye’yi karanlığa götürmek isteyen AKP’ye karşı, demokrasinin sesinin yükseldiği bir ülke olmak için mücadeleye devam edeceğiz” dedi.
ALEVİLER NE İSTİYOR?AKP Hükümeti’nin yaptığı Alevi çalıştaylarından bir sonuç alınmamasını eleştiren Alevi örgütlerinin temel talepleri şöyle:*Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın*Cemevleri ibadethane statüsüne kavuşturulsun*Madımak oteli bir an önce “utanç müzesi” haline getirilsin*Okullarda zorunlu din dersleri kaldırılsın*Alevi örgütlerinin açtıkları pankartlar ve dövizlerde şu yazılar öne çıktı: Alevilerin açılımı AKP’ye götürecek, Spartaküs’ten Pir Sultanlara bu isyan bizim, Ayrımcılığa son verilsin, düşünceye özgürlük, inanca saygı, AKP’nin geni değiştirilmiş Alevilerinden olmayacağız

9 Kasım 2009 Pazartesi

ALEVİLER SORGULUYOR

Aleviler sorguluyor86 yıllık Cumhuriyet’in, kendisinden beslenen küçük bir azınlık dışında, bütün toplumsal kesimlerle ilişkisi hep problemli oldu. Ulusal, ideolojik, politik ‘tekçi’ kostümünü giydirmek üzere yöneldiği her kesim bir problem alanına dönüştü. Giderek de rejimin kendisi çözüm bekleyen bir problem haline geldi. Bugün yaşanan budur; herkes bu problemi sorgulamakta, çözümünü aramaktadır. Aleviler de bunu yapmaktadır. Bugüne kadar, “Laik Cumhuriyet’in temel dayanağı” olmakla avutulmuş, ama Sünni-Hanefi devlet dini gerçeği altında hoyratça yok sayılmışlardı. Otoriter-laikçiliğin ve özellikle devlet partisi CHP’nin geleneksel oy deposu durumunda olmalarına karşın, CHP dahil hiçbir “laikçi” hükümet, “Alevilerin sorunları var” demedi. Özellikle son yıllarda “Laik rejim” üzerinden bir devlet savunusuyla sınırlanmak istenen Aleviler, bugüne dek, savunulması istenenin nimetlerinden hiç yararlandırılmadı!“Aleviler Cumhuriyet’e hep sahip çıkmıştır” denilir ya, doğrudur; peki ama Cumhuriyet Alevi’ye sahip çıkmış mıdır? Asıl soru budur artık. 86 yıllık Cumhuriyet, işte bu soruyu sorarak rejimi sorgulama noktasına getirmiştir Alevileri… Osmanlı’nın Alevi düşmanı hilafetini gösterip Cumhuriyetin avutucu sahte laikliğine razı edilmeye çalışıldı Aleviler… Osmanlı monarşisine karşı Cumhuriyet, teokrasiye karşı laiklik, fikir olarak elbette ileriydi. Ama bu Cumhuriyet hiçbir zaman demokratik, laik, halkçı, sosyal olmadı ki… Herkesi olduğu gibi, Aleviyi de önce umutlandırdı ama hemen sonra dışladı. Osmanlı’nın Aleviye yönelik ‘katli vacip’ konseptinin yerine, eğitimde, kültürde Aleviyi tamamen dışlayarak Sünni egemenliğini dayatan ‘özgün’ bir asimilasyon ikame edildi.Bu Cumhuriyet kimsenin kendi ulusal, inançsal, sınıfsal gerçekliğini tanımadı. Gayrimüslim gayrimüslimliğini, Kürt Kürtlüğünü, Alevi Aleviliğini, komünist komünistliğini yaşatmadı. İşçiye sendikayı, 1 Mayıs’ı yasakladı. 1925’deki Takriri Sükun’u anmak yeterlidir herhalde... Yani? Cumhuriyetin şekillendirdiği ceberrut statükoyu sorgulamak, “İslamcılık” ya da “laiklik karşıtlığı” falan değildir. Söylediğimiz, bilakis, Cumhuriyetin laik ve demokratik olmadığıdır. O çok şikayet edilen ve “Cumhuriyet düşmanı” diye Alevilere biricik hedef olarak belletilmeye çalışılan “dincilik” de bugünkü gücünü Cumhuriyetin işte bu ‘laik olmayan laikliği’ne borçludur aslında…Alevi sorununda devleti aklayan, sorunu örneğin AKP’yle başlatan statükocu misyonerlik, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın daha Atatürk dönemine, İmam Hatip Okulları’nın İnönü dönemine, zorunlu din derslerinin 12 Eylül dönemine denk düştüğünü nedense hatırlamaz! Mum söndü hikayeleri, Alevi köylere cami yaptırılması, Maraş, Sıvas katliamları… Aleviler bütün bir Cumhuriyet sürecinin mağdurlarıdırlar…Bugün AKP’yle yapılmak istenen ise, Cumhuriyetçi statükonun artık dikiş tutmaz elbisesine sığmayan Alevilerin bu kez de Alevi açılımı adıyla, bir başka düzeyde bağlanmak istenmesidir. “İslam-içi folklorik bir renk” biçimindeki Alevilik kurgusuyla Aleviler, Diyanet’in eklentisi yapılarak devlet-Alevi ilişkisi bir başka düzeyde kurulmaya çalışılmaktadır. Kültürel, sosyal, politik boyutlarından kopararak tamamen dini ritüeller toplamına dönüştüreceği için Aleviliği Alevisizleştirme girişimidir bu… Ama Aleviler kendi örgütlülükleri ile statükocu CHP’ye de ‘açılımcı’ AKP’ye de yem olmak dışında farklı bir pozisyonu zorlamaktalar artık. Bu tarihsel bir gelişmedir. Anlaşılmaktadır ki, direnmenin tek yolu, ezilen kimliğin, bir dünya görüşü ve bir siyasal mücadeleyle buluşturulmasıdır. Demokrasi ihtiyacı içindeki bütün çevreleri kapsayacak bir siyasal cephe ihtiyacı, herkes için daha bir yakıcı olmaktadır. Egemenlerin biçecekleri “yeni elbise”yi reddetmenin en etkin yolu, bütün ezilenlerin, birlikte, kendi elbiselerini kendilerinin biçmesinden geçiyor. İşte demokrasi ve eşit yurttaşlık talebiyle Alevilerin İstanbul Kadıköy’de yapacakları bugünkü miting Alevi buluşması değil sadece, bir demokrasi buluşmasıdır.

2 Kasım 2009 Pazartesi

BU MİTİNG

8 KASIM 2009’DA TÜRKİYENİN DÖRT BİR YANINDAN GELİP İSTANBUL’DA BULUŞUYORUZ;
Bu Miting;Demokrasi İçindir, Laiklik içindir,İnsan hakları içindir,Eşit yurttaşlık hakkı içindir.Sivil, demokratik, özgürlükçü bir anayasa içindir.Bu Miting;Ayrımcılığa son verilsin, AHİM ve Danıştay kararları uygulansın, zorunlu din dersleri kaldırılsın,Diyanet lağvedilsin, Cem ve kültür evlerimiz yasal statüye kavuşsun, Madımak Oteli müze olsun, Alevi köylerine camii yapılmasın, Asimilasyon politikaları son bulsun, diyedir.Bu Miting;Özelleştirmeler son bulsun, Sendikasızlaştırma, örgütsüzleştirme son bulsun, Cinsiyetçi yaklaşımlar son bulsun, Eşit iş’e, eşit ücret ödensin, Seçim barajı kaldırılsın, Dokunulmazlıklar kaldırılsın, Zamlar geri alınsın, İMF politikaları sona ersin, Emperyalistler evine dönsün, Annelerimiz artık ağlamasın, Kürt sorunu demokratik, barışçıl yolla çözülsün, Yurt’ta barış, dünya’da barış olsun, diyedir.Bu Miting;Eğitim, sağlık parasız olsun, Şeriatçı yükseliş dursun, Kimse, dilinden, dininden, kökeninden dolayı sorgulanmasın, diyedir.Bu Miting; Bin yıllardır bu toprakların bir gerçeği olan Alevi varlığının her aşamada inkâr edilmesine dur demek içindir. Bugün ise AKP gericiliğince daha da azgınlaşarak sürdürülen bu yok sayma politikalarının sona erdirilmesini sağlamak ve "Alevi Çalıştayı" na sunduğumuz taleplerimizin kabulü içindir.Yurdun dört bir yanından yola çıkacak 8 Kasım 2009 Pazar günü İstanbul'da olacağız. Tarihe iz bırakmak adına;GELİN CANLAR BİR OLALIMMİTİNG: 8 KASIM PAZAR İSTANBULToplanma Yerleri : Saat 11:00' de* Tepe Nautilus * Haydar Paşa Numune Hastanesi Önü * Salı PazarıMiting :Saat 13.00 Kadıköy Meydanı

2 Ekim 2009 Cuma

HANGİ KİTABI AÇDIYSAM İNSANI GÖRDÜM

Hasan Dede.
Hangi kitabi acdiysam, hangi Dervis-in ve tavvufcunun gecmis hayatini okuduysam gördümki bütün kapilari acan insan.Hasan Kilavuz
Hangi kitabı açtıysam, hangi Derviş`in ve tasavvufcunun geçmiş hayatını okuduysam gördüm ki bütün kapıları açan insan, bütün kutsal mekanlarda oturan insan, söyleyen insan, dinleyen insan, düşünen insan, dertlere derman, yaralara merhem olan insan.Bundan dolayı yukarıdaki başlığı yazıma uygun gördüm.Ben çocukluğumu ve gençlik yıllarımı alevi-kızılbaş ocaklarının en yoğun bulunduğu Dersim ( Tunceli ) bölgesinde geçirdim. Orta öğrenimimi Tunceli ve Elazığ’da bitirdim. Bu bölgede Baba Mansur, Kureyşan; Sarı Saltık, Ağuçan; Cemal Abdal, Derviş Geevr ( Derviş Beyaz), Seyid Sabun ( Seyid Safi ) gibi alevi ocakları ve bu ocaklara bağlı talipler yaşıyor. Buralardaki ocakzade pirler olsun veya onlara talip olan aileler olsun, yaşamlarının her alanına, çalışırken, konuşurken, ibadet yaparken, misafir olurken, yatarken, kalkarken yalnızca Hak deyimini kullandıklarını yaşayarak duyarak büyüdüm.Son yirmi yıldan beri alevilerin Avrupa’daki örgütlü kurumları içerisindeyim. Gerek görüştüğüm alevi ocakzade mensupları ile olsun, gerekse gidip Türkiye`de bizzat ziyaret ettiğim, Tokat Hubyar Ocağı ve Dedeleri, Merzifon’da Piri Baba Dergahı çevresindeki müritler, Karadeniz’de Güvenç Abdal Ocağı Dedeleri, Hacı Bektaş Dergahı mensupları ( Velayetin Çelebi, Dertli Divani ) Abdal Musa Dergahı mensupları olan müritler, Cogi Baba çevresindeki talipler, Kızıl Deli Sultan Ocağı talipleri, Sivas’ta Pir Sultanlılar ve görüştüğüm diğer insanlar olsun, inanç rituellerinde hep Hak deyimini kullandıklarını gördüm.Küserken Hakkı çağırarak beddua ederlerdi, barışırken Hakkı çağırarak dua ederlerdi. Vedalaşırken birbirlerini Hakka emanet ederler. Kutsal günlerinde veya herhangi bir müşkülün hal edilmesi için pirlerini çağırdıklarında pirin oturduğu döşeğe ( posta ) „Hak Döşeği” derler. Sofraya “Hak Sofrası” derler. Darda kalana, hasta olana, murad dileyene, uzak yola gidene “Hak yardım etsin.” derlerdi. Alevilerin insani kamilleri kendi aralarındaki en koyu muhabbetlerinde “Yanlış yapmayın Hak görür.“ diyerek ona göz verirlerdi, o duyar diye kulak verirlerdi, Hak vurur diye el ayak verirlerdi. Bütün bu meziyetler insanda mevcut, Hak insandadır, kamil insan sıfatında daima aramızdadır ancak can gözü açık olan onu görür, Hak senin gönlünde, Hak senin vicdanında deyimlerinden başka deyimler çok ender kullanılırdı. Köyden kentlere göçün hızlanmasıyla, aleviler metropollere yerleşmeye başladıktan sonra ve alevilerin okur yazar oranı arttıkça, alevi köylerine cami yapıldıkça, alevileri asimile etmek için devlet politikası uygulanmaya başladıktan sonra, aleviler inanç ve ibadet dilindeki, Pir, Rahper, Murşit, Hızır, Hak, Müsahip, deyimlerini yavaş yavaş terk etmeye veya çok az kullanmaya başladılar. Allah ve Tanrı deyimleri alevilerin inanç ve ibadet diline çok sonradan girmiş ve çok az kullanılır. Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkmayı onur meselesi yapan Aleviler Kur-ran`ın türkçeleştirme ve ezanın türkçe okunması girişimlerinden sonra Tanrı deyimini kullanmaya başladılar. Sunni İslamın Allah ve Tanrı kavramı ile Anadolu Kızılbaş Alevilerinin Hak kavramı arasında çok büyük ve birbiriyle asla uyuşmayan farklılıklar vardır. İslam’da Allah’ı veya Tanrı’yı tarif edemezsin, onun tekliği kesin ve öylesine katıdır ki asla tartışamazsın, şekli ve görünüşü asla yoktur. Yiyip içen, evlenen, savaşan peygamberin resmini dahi çizemezsin.Aleviler Tanrın’ın özelliklerini anlatırken, gücünü ve becerisini yorumlarken hep insandan örnekler verirler ve Tanrı’ya yalnızca insan boyutuyla bakarlar. Tanrı insan suretinde vücut bulmuştur. Murşitlik makamı ( Murşitlik Postu ) Peygamber Makamıdır diye Aleviler Murşitlerini o makamda görürler. Sen ademi hakir görme Adem sulb-ü nurdur hocaŞu dünyaya gelen herkesHak indinde birdir hoca ( Derviş Kemal )Eskiden çağların değişimi yüz yılları buluyordu. Günümüzde bilim o denli hızla gelişiyor ve ilerliyor ki, çağların değişim süreci oldukça kısalmış , son yirmi ile otuz yıl içinde insanoğlu çağımıza bilim çağı damgasını vurmuş. Doğadaki her şeyin bilimsel açıklamasını yapıyor. Eski ve orta çağların yanlışlıklarını, eksikliklerini ortaya çıkarıyor.Bin yılların uygarlıklarından akıp gelerek oluşturduğu felsefik yapısıyla alevilik değişen ve gelişen çağa ayak uyduran bir inançtır. Çağların değişimiyle kendini değiştiren ve geliştiren aleviler artık “Ben insanım.” diyebiliyor. Çünkü Alevi inancında en yüce varlık insandır. Bu inancın mayası atıldığı günden beri, inanç teorisinin ana konusu hep insan olmuştur. Hayatın her alanında insana yönelmeyi ve insana hizmeti ibadet kabul ederler. Bu inanç ve ibadetin özüdür ve binlerce yıldır bu öz asla değişmemiştir. Bu özün verdiği çoşkudur ki bin yıl önce atalarımızın “Enel Hak.“ Hak bendedir ( Tanrı bendedir ) deyimi yerine, artık aleviler doğrudan “Ben insanım.” diyebilecekleri örgütlü bir yapıları ve kendilerini anlatabilecekleri bilgi ve donanımları vardır. Alevilikte insan tanrılaştırılırken veya Tanrı tarif edilirken insan suretinde vücut bulduğu bütün Alevi Uluları’nın ortak beyanıdır.Çok cehd idub istedüm Yirü göki aradumHiç mekanda bulamadımBuldum insan içinde ( Yunus )Sunni islama göre ise insan yalnız kuldur, Tanrı ile boy ölçüşmek en büyük şirktir. Allah karşısında insanın hiç bir gücü olamaz. İnsanın alın yazısını yazanda odur. Ölünce sorgulayan odur. Cennet ve cehennemi vardır. İbadet ona olan borçtur, bu borcun mutlaka yerine getirilmesi gerekir ancak bu şekilde kulu yaratan Allah’a minnet borcu ödenir.Alevi Kızılbaş inancında insan, bütün faaliyetlerin ve eylemlerin odak noktasıdır. Temel amaç gaye insandır ve insan mutluluğudur. Bilinmeyen, gözle görünmeyen, elle tutulmayana karşı kendini borçlu hissetmez. ( Ben görmedi- ğim Tanrı’ya ibadet etmem , Hz. Ali ) İnsan taşıdığı öz ( can ) itibariyle tanrısal kaynaktan gelir.Evvel benem ahir benemCanlara can olan benem ( Yunus )İnsan çağların akışı içerisinde değiştikçe, bilgisi ve birikimi arttıkça, olaylara ve inançlara karşıda yorum ve anlatımları değişiyor. Bu insanın doğasında olan bir olaydır. Çağdaş uygarlığın yürü dediği yerde inancın dur demesi pek etkili olmuyor. Bir inanç ne denli güçlü olursa olsun uygarlığın gelişimi karşısında yaşama, direnme gibi girişimlerini uzun boylu sürdüremez. Kızılbaş alevilerde insan tarifi ve insan gerçekliği islamdan binlerce yıl öncelere dayanır. Alevilikte vahdet-i vücut düşüncesi aleviliğin Tanrı konusundaki temel düşüncesidir. Vahdet-i vücut, Tanrı ile insanın birleşmesidir. İkisinin bir arada telafuz edilmesidir. Vahdet-i vücut görüşünde Tanrı ile insan arasında senlik benlik yoktur. Birlik vardır. İnsan ile Tanrı’nın bir olduğu kabul edildiği için, insanın konuşması Tanrı’nın kelamı olarak görülür. Konuşan Kuran ( Kuran-ı natık ) deyimi alevilikte sıkça kullanılır. Konuşan Kuran insan dilidir. Kamil insanın ( Pir, Murşit, Evliya ) konuştukları Kur-ran hükmünde olduğu kabul edilir.Alevilikte Hac insan gönlü almadır. Tanrı’nın mekan tuttuğu yer yalnızca insan gönlüdür. Alevilikte niyaz vardır. Tanrı insanı kendi nurundan yarattığına inanıldığı için, taşa toprağa değil insana niyaz edilmesi kabul edilmiştir. Alevilikte bütün muhabbetler yapılırken ve inanç rituelleri yerine getirilirken cemal cemale yapılır. İnsanın özünde Tanrı varlığı yatıyor onun için bütün niyazlaşmalar ( islamın şeriat anlayışına karşılık ) insan yüzüne karşı yapılır. Şeriatçılar ibadetlerinde kıbleye dönüyorlar, alevilerde muhabbetlerinde ve ibadetlerinde insana dönerler.Kızılbaş-alevi inancında insan Tanrı’nın tüm özelliklerini üzerinde taşır. Akıl, fikir, zevk, mutluluk, güzellik, hayattaki her şey tanrısal bir özelliktir. Değerler yaratan toplumsal ve tarihsel bir varlıktır insan. Doğanın ürünü olan başka varlıklarının hiç birinde bu nitelikler bulunmaz. Alevilikte ön ve son yoktur. Her şey devam halinde ve sonsuzdur. Alevilikteki bu görüş diyalektik materyalizmin, “Hiç bir şey ne yoktan var, ne vardan yok olur.” kuralını içinde barındırır. Miskin Hallac-ı Mansur Enel Hak diye çağırırBile dara çekilip ol oda yanan benim ( Şeyhoğlu Satu )Hallac-ı Mansur kızılbaş alevilerin inancındaki Tanrı insan görüşünü net bir şekilde ortaya koyan en korkusuz insandır. Daha çok önceleri “ Görmediğim Tanrı’ya tapmam.” diyen Hz.Ali’nin bu sözü çok uzun zaman alevi inancının kadim dervişleri tarafından halk içinde bazen açık, bazen gizli işlenerek olgunlaştırılmıştır. Alevilerin yukarıdaki bu deyimi sahiplenmeleri ve ona kutsallık yüklemeleri Hallac’ın “ Enel Hak “ diye haykırmasıyla oldu. Bu görüş kısa sürede bütün kızılbaş aleviler tarafından hiç bir şüpheye meydan vermemek üzere kabul gördü ve inançta en kutsal yerine oturtuldu. Bu görüş alevilerin yalnız inanç ve ibadetlerinde değil, alevilerin evrendeki bütün varlıklara yönelik görüşleri bu anlayış doğrultusunda yeni ifadeler buldu.Her yeni ve doğru fikrin bir bedeli vardır. Hallac bu bedeli canıyla veren ve Anadolu Alevilerinin inancında Tanrı insan görüşünün Piri olarak en yüce burca oturan kişidir.Alevilerin bedel ödeyerek savunup günümüze kadar getirdikleri bu yüce zatların görüşleri ne yazık ki aleviyim diyen bazı dönekler tarafından yok sayılmaktadır ve aleviliği şeriatçı bir çizgiye götürme gayretleri içerisindedirler.Alevi toplumunun örgütlü genç kusağında zuhur eden Hallac’ın direngen ruhu hiç bir tereddüde yer vermemek üzere onun bin yıldır savunulan görüşlerini sahiplenerek, bu şeriat özlemcisi türk islam sentezcilerine bu firsatı vermeyecektir.Hallac`tan sonra aleviler için söyledikleri bir kanun olan Seyid Nesimi alevilerin Yedi Ulular’ı içerisindedir. Mücadeleci ve fikirlerinden asla taviz vermeyen bu yüce zat derisini yüzdürmekten çekinmeyerek şeriatçıların tanrısını doğrudan doğruya red etmiştir.Ey beni na-hak diyenlerKandedir beş yaradanGel getir ispatın etKimdir bu şeyni yaradan ( Nesimi ) Şeriatçıların savundukları Tanrı anlayışına karşı o feodal dönemde cahilliğin ve şeriatın kol gezdiği ortamda Seyid Nesimi çıkıyor Tanrı’yı savunanları ispata çağırıyor. Aleviler bu korkusuz dervişi bağırlarına basıp onu ulu bilmişler ve darına durmuşlar.Şeyh Bedrettin Anadolu Alevileri için çok büyük bir değerdir. Alevi önderleri arasında büyük bir yeri vardır. Bedrettin Tanrı insan konusunda kendisinden öncekilerle gönül köprüsü kurduğu gibi, kendisinden sonrakilere de bir mesas veriyor. “Hakka erişmek insanın saf varlığına erişmektir” diyor. Çok açık ve yalın bir şekilde aleviliğin Tanrı görüşünü ortaya koyuyor. Alevilerin Tanrı ve insan görüşü en iyi ve çıplak bir şekilde alevi pirlerinin dua ve gülbenklerinde kendisini gösterir. Bütün gülbenklerin ortak yanı yardım istenenin insan olmasıdır. Gülbenklerde üçler, beşler, yediler, kırklar ve alevi dergah sahipleri, Hacı Bektaşi Veli ve diğer ocakzadelerden yardım istenir.Hiç bir gülbenk yoktur ki, şeriatçıların Tanrılar’ından yardım istensin böyle bir şey asla görülmüyor. İnsanlara yardım edecek güç yine insandır.Dualar böyle diye alevilik böyle olmadı. Alevilikteki inanç ve ibadetin özü böyle olduğu için bu şekilde dua ediliyor. Bir şeriatçı hiç bir zaman insan ismi anarak dua etmez. Alevilerde her şeyin başında insan geldiği için, dualarda , beddualarda ve yeminlerin hemen hepsinde erdemli insan unsuru ön plandadır. Asırlar boyunca alevilik gibi yüce bir inancın temel düsturlarını belirleyenler bu yol ve erkanın serden geçtiği korkusuz önderleridir. Kendilerinden sonra gelen anadolu kızılbaş dervişleri bu ocakların çırasını yanık tutarak söndürmemişler. Pirlerine verdikleri ikrarda sadık kalarak, yeni yeni görüşlerle besleyip Anadolu’da bir deryaya dönüştürdükleri bu inancın bütün gönüldaşlarına aşk-ı niyaz ederim.
Hasan Kılavuz